
Diyanet İşleri Başkanlığınca Peygamber Efendimiz’in (s.a.s) veladeti münasebetiyle düzenlenen 2026 Yılı Mevlid-i Nebi Haftası Açılış Programı, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla İstanbul’da yapıldı.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen Mevlid-i Nebi Haftası Programı'nda yaptığı konuşmada, milletin ve İslam aleminin Mevlid-i Nebi Haftası'nı tebrik etti, salondaki katılımcılara davete icabet ettikleri için teşekkür etti.
Ülkenin ve dünyanın farklı yerlerinde kendilerini takip eden, şu anda aralarında olmasalar da gözü, gönlü, kulağı burada olan tüm kardeşlerine selamlarını ve sevgilerini gönderdiğini dile getiren Cumhurbaşkanımız Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
"Böylesine güzel bir programda bizleri buluşturan, rahmetiyle, lütfuyla, keremiyle kalplerimizi birbirine ısındıran Cenabıallah'a sonsuz şükürler olsun. Alemlere rahmet, insanlığa hidayet, müminlere güzel ahlakın en yüksek timsali olarak gönderilen, ümmeti olmakla şeref duyduğumuz Peygamber Efendimize salat ve selam olsun. İki cihan serverini dünya gözüyle gören, onun etrafında yıldızlar gibi hale ve halka oluşturan ali'ne, ashabına ve ehl-i beytine selam olsun. Fahri Kainat Efendimiz'in izinden giderek asırlardır ümmete hizmet eden, yol gösteren, felaha susayan gönülleri irşad eden alim ve ariflerimizin, kalp ve ilim ehlinin mübarek ruhları şad olsun. İslam'ın izzetini her şeyin üstünde tutan, ilayi kelimetullah davası uğruna canlarını ortaya koyan, vatanı, milleti, ezanı, bayrağı, devleti ve ümmeti için her türlü cevrü cefayı, zorluğu göze alan kahraman şehitlerimizin, gazilerimizin o mücadele ve mücahede erlerinin aziz ruhları şad olsun diyorum."
"Hatemül Enbiya Efendimiz insanlığın ufkunu nebevi bir nurla doldurmuştur"
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Müslümanlar olarak hafta başında Leyle-i Mevlid'i bir kez daha idrak ettiklerini hatırlatarak, kurtuluş vesilesi olarak yeryüzünü teşrif eden Hazreti Peygamber'in veladetinin bir seneidevriyesine daha erişmenin mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, gerek dualarıyla gerek ibadetleriyle o mübarek geceyi anlamına ve mehabetine uygun şekilde hissetmeye, değerlendirmeye çalıştıklarını söyledi.
Bu vesileyle Veladet-i Nebi'nin 1501. yıl dönümünün ülke, millet ve başta mazlumlar olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanımız Erdoğan, "Şunu öncelikle ve özellikle ifade etmek istiyorum. Veladet-i Nebi, yüce Allah'ın sonsuz rahmetinin bu dünyadaki en güzel tecellisidir. Efendimiz'in bu aleme doğuşu, insanoğlunun kainattaki yerini, yaratılış gayesini ve istikametini yeniden keşfetmesinin başlangıcı olmuştur. Hani merhum Süleyman Çelebi Mevlid-i Şerif'inde diyor ya, 'Belirince işaretleri dünyada Mustafa'nın, tuttu cihanı baştan başa nuru Mustafa'nın.' İşte beşeriyetin inanç ve ahlak bakımından zifiri karanlığın pençesinde olduğu bir çağda Hatemül Enbiya Efendimiz insanlığın ufkunu nebevi bir nurla doldurmuştur." diye konuştu.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, "Peygamber aşkı, peygamber sevgisi müminlerin gönlünde nesillerden nesillere aktarılan en kıymetli miras olmuştur. Bu sevda İslam ile müşerref olduğu ilk günden itibaren milletimizin de kalbinde müstesna bir yer tutmuştur." dedi.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, ecdadın asırlar boyunca din-i mübin-i İslam'ın sancaktarlığını yaptığını ve İslam peygamberi Hazreti Muhammed'e duyduğu aşk ve muhabbeti tertemiz bir imanla koruduğunu belirtti.
Merhum Nihat Sami Banarlı'nın çok anlamlı bir tespitini paylaşmak istediğini belirten Cumhurbaşkanımız Erdoğan, özellikle gençlerin ve yeni yuva kuran çiftlerin bu hatırayı çok iyi dinlemesi ricasında bulundu.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Türk edebiyatının önemli isimlerinden merhum Banarlı'nın, kırdan kente göçün başladığı yıllara ait şu anısını paylaştı:
"Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden İstanbul'a, Ankara'ya ve başka büyük şehirlere göç eden halkımız var. Bunlar ailece gelip apartmanlarda kapıcılık, iç hizmetleri ve başka işler yapıyorlar. Bilhassa kadın adları dikkatimi çekiyor. Gül, Yaz Gülü, Gülşah, Gülşan, Güldalı, Güldane, Gülizar, Kırgülü, Gülbeyaz hatta erkek adı olarak da bazen Gülbey bu güllü isimlerin Anadolu'muzu gül bahçelerine çeviren güzel adların bu derece ısrarla niçin konulduklarını ben biliyorum ama yine de bilmezlikten gelerek soruyorum. Sizin oralarda gül bahçeleri çok olmalı. Köy evlerinin bahçelerinde çok mu çiçek yetiştirirsiniz? Adı Güldalı olan hanım cevap veriyor. 'Hayır Bey, bizim oralarda çiçek bahçesi ne gezer? Biz toprağı tarla diye kullanırız.' Peki kızlarınıza bu kadar çok ve güzel gül adlarını güle hasret duyduğunuz için mi koyuyorsunuz? 'Hayır Bey, bizim hasret duyduğumuz başkadır. Bizim oralarda inanılır ki gül Hazreti Muhammed'in remzidir.'
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, "Gül Muhammed teridir" diyen Yunus Emre gibi büyük bir şairin bu milletten ve bu topraklardan çıkmasının boşuna olmadığını aktararak, "Bizim Resul-i Ekrem'e olan sadakatimiz yalnızca milli seciyemizde değil, dilimizde, edebiyatımızda, kültür ve sanatımızda da tezahür etmiştir. Süleyman Çelebi'nin kalbinden beyitlere dökülen Mevlid-i Şerif, yüzyıllardır Efendimize duyulan hürmetin ortak sesidir. Fuzuli'nin Su Kasidesi, Resul-i Kibriya'nın bastığı toprağa ulaşma arzusuyla yanıp tutuşan bir gayenin, böyle bir gayretin ifadesidir. Şairlerimizin, ediplerimizin, hatta padişahlarımızın Efendimize ithafen yazdığı naat-ı şerifler, milletimizin hak yolundaki adanmışlığının en veciz nişaneleridir." ifadelerini kullandı.
Gönlü Peygamber aşkıyla yanan isimlerden birinin de merhum Mehmet Akif İnan olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanımız Erdoğan, İnan'ın Hz. Peygambere olan bağlılığını ifade ettiği şu mısraları aktardı:
"Özgürlük menşurum, kanatlarımdır toprağım/Devletim, bayrağım sensin/Maddemsin, manamsın, varım yoğumsun/Ufkumsun, yakınım, uzağım sensin/Annem, babam, atam, kardeşim, yavrum/Evim, barkım, bahçem ve bağım sensin/Seslerin kalbimin dudaklarında/Zamanım, dönemim ve çağım sensin/Ümidim, cihadım, şafağım sende/Hicretim, menzilim, durağım sensin/Seninle olmaktır ahdim, yeminim/Ordum, emirim ve otağım sensin."
"Duruşuyla, tavrıyla, sözü ve yaşantısıyla en yüksek değerlerin tecessüm etmiş haliydi"
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, övünçleri, şerefleri, sözleri ve yegane önderleri Resul-i Ekrem Efendimizi bir kez daha kemal-i hürmetle yad ettiğini belirterek, Allah'ın kendilerini adı güzel, kendi güzel Muhammed'in yolundan ayırmaması temennisinde bulundu.
Az önce hocanın huşu içinde okuduğu ve kendilerinin de inşirah bularak dinlediği Ahzab Suresi'nden Allah'ın "İçinizden Allah'ın lütfuna ve ahiret gününe umut bağlayanlar, Allah'ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki Resulullah'ta güzel bir örneklik vardır." dediğini kaydetti.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, şöyle devam etti:
"Gönüller Sultanı, nübüvvetinden önce de ahlakı ve erdemiyle tebarüz etmişti. O, her şeyden evvel etrafındakilerin kendisinden emin olduğu Muhammedü'l-Emin'di. Duruşuyla, tavrıyla, sözü ve yaşantısıyla mütekemmil ahlakın, en yüksek değerlerin tecessüm etmiş haliydi. Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen Efendimiz bir hadis-i şerifinde kendisinin bu misyonunu şöyle ifade etmişti, 'Benim ve benden önceki peygamberlerin durumu, bir ev inşa eden kimseye benzer. O kimse evi güzelce yapıp mükemmel hale getirmiş, fakat bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar, ona hayran olurlar ve şöyle derler, keşke şu tuğla da yerine konulmuş olsaydı, işte ben o yeri boş bırakılan tuğlayım, ben peygamberlerin sonuncusuyum.' Hatemü'l-Enbiya diyor ya. O tuğladaki bir toz zerresi olabilmeyi, Kur'an ve sünnetin ışığında ahlak-ı haseneyi kuşanabilmeyi Rabb'im hepimize nasip eylesin diyorum."
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Müslümanlar olarak şahsi yaşantıda, iş ve aile hayatında, toplumla ve tabiatla kurulan ilişkilerde bu ahlakın rehber edinilmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Kur'an ve sünnetin kılavuzluğunda ahlak-ı hamidiyyeyi, ahlak-ı haseneyi hayatımızın merkezine koymak durumundayız. Bu inancı ve bu kararlılığı her birimizin kuşanması gereklidir. Fakat bu anlayışı öncelikle kendi hayatımıza hakim kılmamız gerekir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi Efendimizin örnek ahlakıyla tanıştırmamız, onları Resul-i Kibriya'nın temsil ettiği değerlerle buluşturmamız hayati bir meseledir. Ancak bu şekilde kalplerimizde filizlenen, ailemizde yeşeren ve milletimizde boy veren kıymet hükümlerini bütün insanlığa ulaştırabiliriz."
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, "Şurası da mühimdir, aktörler ve senaryolar değişse de iyi ile kötünün mücadele ettiği ve sonunda inşallah iyilerin galip geleceği tarihi bir dönemi yaşıyoruz. Filistin'den Lübnan'a, Sudan'dan Somali'ye kalbimizin attığı coğrafyaların önemli bir kısmı yıllardır krizle, savaşla, istikrarsızlıkla boğuşuyor." diye konuştu.
Her şeyden habersiz masum yavruların göz göre göre hedef alındığını vurgulayan Cumhurbaşkanımız Erdoğan, "Dünyayı tanımadan, daha ne olup bittiğini anlamadan bebekler, çocuklar göğ ekinler gibi toprağa düşüyor. Kadınlar, yaşlılar, sağlık çalışanları, yardım görevlileri savaş ve çatışma ortamlarında değil, sivil yerleşim yerlerinde bombalarla katlediliyor. Soykırım şebekesinin dünyanın en büyük çocuk mezarlığına çevirdiği Gazze'de uçurtmalar bile tehdit olarak görülüp engelleniyor. Sadece Filistin'de milyonlarca kardeşimiz en temel ihtiyaçlardan yoksun bir şekilde çok zor şartlar altında hayatta kalmanın mücadelesini veriyor." şeklinde konuştu.
Lübnan'da 1,3 milyon kişinin İsrail yönetiminin saldırıları sebebiyle evini ve barkını terk etmek zorunda kaldığını, 4 binden fazla insanın öldürüldüğünü, çoğu çocuk ve kadın 12 bini aşkın Lübnanlının yaralandığını aktaran Cumhurbaşkanımız Erdoğan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
"İsrail'in savaş bağımlısı mevcut hükümeti komşularından başlayarak tüm bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemek için her türlü tahriki deniyor. Siyonizm denilen radikal, işgalci, soykırımcı ideoloji sadece komşularının huzuruna kastetmiyor, bölgesel barışı ve insani değerleri savunan herkesi hedef alıyor. Biz de siyonizmin yayılmacı emellerine dikkat çekerken bunu kendimiz için değil, hangi inanca mensup olursa olsun bölgedeki tüm halklar adına, insanlık cephesi adına yapıyoruz. Kardeşlerim, daha önce de ifade ettim, bugün tekrar söylüyorum. Yakın tarihte Hitler'e, Pol Pot'a ve diğer gözü dönmüş zalimlere yönelik sessizliğin bedelini maalesef siviller ödemek zorunda kaldı. Hitler'in toplama kamplarında, Pol Pot'un ölüm tarlalarında farklı kökenden, farklı inançlardan milyonlarca insan soykırıma uğradı. Ne yazık ki o dönemde insanlık olan biteni seyretmekle kaldı. Bugün aynı hata Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan'da tekrarlanıyor. Soykırım şebekesinin bu kural tanımaz, hukuk tanımaz, ilke, değer, sınır tanımaz politikalarına dünyadan gerekli reaksiyon gösterilmiyor."
Ne küresel yapıların ne de uluslararası toplumun dün olduğu gibi bugün de katliamların önüne geçecek güçlü bir iradeyi ortaya koyamadığını kaydeden Cumhurbaşkanımız Erdoğan, "Şu gerçeğin artık fark edilmesi gerektiğine inanıyorum. Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız. Biz güçlü olmak, caydırıcı olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak, bölgemizde barışı ve güvenliği birlikte inşa etmek mecburiyetindeyiz. Bunun için ittifakta hayır vardır diyor, hem kendi içimizde hem de İslam dünyasında ittifakları büyütmeye, ihtilafları azaltmaya çalışıyoruz. Asırlar boyunca tarihe yön, cihana nizam vermiş Ümmet-i Muhammed'in bir duvarın tuğlaları gibi birbirine yeniden kenetlenmesini arzu ediyoruz. Müslümanlar olarak birbirimize inanarak, birbirimize dayanarak, omuz omuza, yürek yüreğe vererek istikbale hep beraber yürüyelim istiyoruz." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, bütün çabalarının ittifak ve ittihadın sağlanması için olduğunu belirterek, "Bütün gayretimiz coğrafyamızda huzur ve güven ikliminin inşası içindir. İnşallah gücümüzün yettiği kadar vahdet için uhuvvetin tesisi için İslam aleminin birlik ve bütünlük içinde hareket etmesi için elimizle birlikte tüm gövdemizi taşın altına koymaya devam edeceğiz. Sadece yakın ve uzak coğrafyalarda değil, kendi ülkemizde de esasen bu şuurla siyaset yapıyor, 86 milyonun kardeşliğini ve kaderdaşlığını daha da güçlendirmenin yollarını arıyoruz." diye konuştu.
Mevlid-i Nebi Haftası boyunca düzenlenen etkinliklerin Hazreti Peygamberin örnek şahsiyetiyle birlikte ümmetin vazettiği ittifak ve ittihad siyasetinin de anlaşılmasına vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanımız Erdoğan, haftanın insanlık için hayır getirmesini dileyerek sözlerini sonlandırdı.
Başkan Arpaguş: “Bin beşyüz yıl önce Mekke’nin sarp kayalıkları aklakî ve vicdanî bir çölleşmeyi temsil etmekteydi”
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş ise yaptığı konuşmada, insanlık tarihinin en büyük, en köklü dönüşümünün bidayetini anmak ve anlamını yeniden kavramak için bir arada olduklarını belirterek, “Bundan bin beşyüz yıl önce, Mekke’nin sarp kayalıkları, sadece coğrafi bir çoraklığı değil; aklakî ve vicdanî bir çölleşmeyi de temsil etmekteydi. Güçlünün zayıfı ezdiği, yetimin ve öksüzün hakkının çiğnendiği, kız çocuklarına hayat hakkının tanınmadığı, insanın kendi elleriyle yaptığı putlara taparak kendi onurunu ayaklar altına aldığı o karanlık dönemde, insanlık adeta nefessiz, kalmıştı. İnsanlık bir çıkış yolu aramaktaydı.” ifadelerini kullandı.
“O’nun (s.a.s.) veladeti, insanlığın vicdanen, ahlaken ve ruhen yeniden doğuşuna milat oldu”
Böyle bir karanlığın ortasında, ilahî rahmetin bir tecellisi olarak Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.), yeryüzüne teşrif ettiğine dikkati çeken Başkan Arpaguş, “O’nun (s.a.s.) veladeti, insanlığın vicdanen, ahlaken ve ruhen yeniden doğuşuna milat oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) gelişiyle insanlığın ufkunu; Kur’an’ın ifadesiyle ‘Nurlu bir kandil gibi aydınlattı.’ Hayat O’nunla (s.a.s.) anlam kazandı.” şeklinde konuştu.
“Gerçek üstünlüğün takvada olduğunu dünya O’ndan (s.a.s.) öğrendi”
İnsanın onur ve haysiyeti, Efendimiz’in (s.a.s.) sayesinde mecrasını bulduğunu söyleyen Başkan Arpaguş, şunları kaydetti:
“Kadınlar ve çocuklar, mağdurlar ve mazlumlar, hor ve hakir görülen, haksızlığa uğrayan her bir can, O’nun (s.a.s.) engin şefkatiyle güven iklimine kavuştu. O (s.a.s.) ki yetimlerin hamisi, ezilenlerin sığınağı, kimsesizlerin kimsesiydi. İnsanlık, adaleti, merhameti, sadakati, ahde vefayı, isarı, cömertliği O'ndan (s.a.s.) öğrendi. Irk, dil, renk, servet veya soy gibi farklılıkların üstünlük sebebi görüldüğü bir devirde, gerçek üstünlüğün ancak ve ancak kalpteki samimiyette, takvada olduğunu dünya O’ndan (s.a.s.) öğrendi.”
“Ahlak-ı hamide sahibi Efendimiz (s.a.s.), her konuda insanlık için en mükemmel örnekti”
“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” hadis-i şerifini hatırlatan Başkan Arpaguş, “O’nun (s.a.s.) gönderiliş gayesinin ve tüm hayatının en yalın özeti olsa gerektir. Zira ahlak-ı hamide sahibi Efendimiz (s.a.s.), her konuda insanlık için en mükemmel örnekti. Henüz peygamberlik gelmeden önce bile Mekke halkının O’na (s.a.s.) ‘Muhammedü’l-Emin’ demesi, O’nun (s.a.s.) ne kadar yüce bir ahlaka sahip olduğunun da deliliydi.” diye konuştu.
“O’nun (s.a.s.) alemi teşrifleri Cenab-ı Hakk’ın insanlığa en büyük lütuf ve ikramı oldu”
Allah Rasulü’nün (s.a.s.), adaletli bir yönetici, dürüst bir tüccar, vefalı bir dost, sadık bir eş, şefkatli bir baba ve en önemlisi de “güvenilir bir insan” nasıl olur, bizzat yaşararak bizlere öğrettiğini anlatan Başkan Arpaguş, “Bu sebeple O’nun (s.a.s.) alemi teşrifleri Cenab-ı Hakk’ın insanlığa en büyük lütuf ve ikramı oldu. Andolsun, Allah müminlere kendi içlerinden onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan; onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur.” dedi.
“O’nun (s.a.s.) varlığı ve gösterdiği yol, bizlere her daim ümitvar olmayı öğütlüyor”
Bugün dünyanın, maalesef yeniden bir cahiliye dönemi yaşadığını aktaran Başkan Arpaguş, insanlığın savaşlar, işgaller ve katliamların kıskacında zor bir dönemden geçtiğini dile getirerek, “Zulüm ve merhametsizlik yeryüzünü kasıp kavurmakta… İnsanlık, tıpkı 15 asır önce olduğu gibi bugün de ufuk peygamber, Efendimiz’in (s.a.s.) rehberliğine muhtaç. O’nun (s.a.s) adaletine, merhametine, şefkatine ve O’nun hesapsız, çıkarsız muhabbetine muhtaç… Yaşanan sıkıntılardan dolayı elbette ümitsiz değiliz. Elbette karamsarlığa ve ye’se düşecek değiliz. Çünkü O’nun (s.a.s.) varlığı ve gösterdiği yol, bizlere her daim ümitvar olmayı öğütlüyor. Biliyoruz ki karanlık ne kadar koyu olursa olsun, bir tek kandilin ışığı, yeryüzünü yeniden aydınlatmaya yetecektir.” şeklinde konuştu.
“Efendimizin (s.a.s.) sünnet-i seniyyesine, aziz hatırasına ve mirasına daha sıkı sarılmak zorundayız”
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz’e (s.a.s.) ümmet olmanın bizlere O’nun (s.a.s.) gibi iyilik ve merhamet kandili olma sorumluluğu yüklediğini aktaran Başkan Arpaguş, “Onun için her birimiz, Fahr-i Kâinât Efendimizin (s.a.s.) sünnet-i seniyyesine, aziz hatırasına ve mirasına daha sıkı sarılmak zorundayız. O’nun (s.a.s.) örnek ahlakını hayatımıza taşımak mecburiyetindeyiz. O’nun (s.a.s.) kutlu davasını tüm insanlığa ulaştırmakla sorumluyuz. Ve biz O’na (s.a.s.) borçluyuz. Dünya neye sahipse O’nun (s.a.s.) vergisidir hep. Medyun O’na (s.a.s.) cemiyeti. Medyun O’na (s.a.s.) ferdi. Medyundur O (s.a.s.) masuma bütün beşeriyet. Ya Rabbi! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret!” ifadelerine yer verdi.
Başkan Arpaguş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bugün, O’na (s.a.s.) kulak verirsek bize neler söyler hiç düşündük mü? ‘Elinizden ve dilinizden kimse zarar görmesin!’ buyururlar. ‘Ayıpları araştırmayın. Haset etmeyin. Kin tutmayın… Ey Allah’ın kulları, kardeş olun.’ buyururlar. ‘Birbirinize lanet etmeyin. Kimsenin gizli hallerini araştırmayın. Katı kalpli olmayın. Kibirli olmayın.’ buyururlar. ‘Merhametli olun. Birbirinizi sevin.’ ‘İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe gerçek manada iman etmiş olmazsınız.’ buyururlar. ‘Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.’ buyururlar. ‘Cennet annelerin ayağı altındadır.’ buyurur Sevgili Nebi (s.a.s.). Efendimiz’den (s.a.s.) ‘Bugün bir yetimin başını okşadın mı? Bugün bir açı doyurdun mu? Bugün bir hastayı ziyaret ettin mi?’ sorularına muhatap olsak. Acaba ne cevap veririz?”
“Yurt içinde ve yurt dışında nitelikli çalışmalar yapma gayretindeyiz”
Diyanet İşleri Başkanlığının tüm imkân ve gayretini söz konusu ideale teksif ettiğini kaydeden Başkan Arpaguş, şu ifadeleri kullandı:
“Devletimizin himayesi, milletimizin desteği ve teşkilat mensuplarımızın özverili çaba ve gayretiyle İslam’ın hakikatlerini tüm dünyaya ulaştırmak için çalışıyoruz. Eğitimden irşat hizmetlerine, dinî yayıncılıktan gençlik faaliyetlerine, aileye yönelik hizmetlerden manevi rehberliğe kadar pek çok alanda yurt içinde ve yurt dışında nitelikli çalışmalar yapma gayretindeyiz. Camilerimiz, Kur’an kurslarımız, basılı, görsel ve dijital yayın mecralarımız, hep bu bilinç ve gaye ile hizmet vermektedir.”
“Gençlerimizi Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında geleceğe hazırlamanın mücadelesini veriyoruz”
Gençlere yönelik çalışmalara özel bir önem atfettiklerini bildiren Başkan Arpaguş, “Nesillerimizi Allah Rasulü’nün (s.a.s.) ahlakıyla buluşturmaya çalışıyoruz. Onların zihin ve gönül dünyalarını Kur’an ve sünnetin rehberliğinde inşa etmeyi hedefliyoruz. Zira geleceğin gençlerimizin eliyle şekilleneceğini biliyoruz. Bu anlayışla ülkemizin her köşesinde açtığımız gençlik mekânlarımızda, gençlerimizi Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye ışığında geleceğe hazırlamanın mücadelesini veriyoruz.” diye konuştu.
“2026 yılı Mevlid-i Nebi Haftası temasını ‘Peygamberimiz ve Güzel Ahlak’ olarak belirledik”
Peygamber Efendimizin (s.a.s.) ahlakıyla yetişen gençlerin, milletimizin ve tüm insanlığın umudu olacağını belirten Başkan Arpaguş, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bu kapsamda 2026 yılı Mevlid-i Nebi Haftası temasını ‘Peygamberimiz ve Güzel Ahlak’ olarak belirledik. Bu tema ekseninde Sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) hayatını bütün boyutlarıyla ele alacak ve O’nun (s.a.s.) eşsiz örnekliğini bir kez daha toplumumuzun ve nesillerimizin idrakine sunacağız. Bu vesileyle diyanet hizmetlerinin yürütülmesinde destek ve himayeleriyle her zaman yanımızda olan zat-ı devletlerine, Diyanet İşleri Başkanlığımız, mensuplarımız ve milletimiz adına şükranlarımı arz ediyorum. Mevlid-i Nebi Haftası’nın hayırlı hizmetlere vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyor, tekrar zat-ı devletlerini ve kıymetli misafirlerimizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.”
Programda, Kur'an-ı Kerim tilaveti, tasavvuf müziği dinletisi ve sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi.
Başkan Arpaguş, program sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Hilye-i Şerif tablosunu hediye etti.
Programa, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran; eski Diyanet İşleri Başkanları Dr. Tayyar Altıkulaç, Prof. Dr. Mehmet Görmez, Prof. Dr. Ali Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığının üst düzey yöneticileri ve davetliler katıldı.