Uluslararası Mevlid-i Nebî Sempozyumu’nun sonuç raporu yayımlandı

İstanbul’da Mevlid-i Nebi Haftası etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Doğumunun 1500. Yılında Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.v.)” temalı Uluslararası Mevlid-i Nebî Sempozyumu’nun sonuç raporu yayımlandı.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş’un katılımı ile başlayan Uluslararası Mevlid-i Nebî Sempozyumu’nun sonuç raporunun tam metni şu şekilde:
“Diyanet İşleri Başkanlığımızın Mevlid-i Nebî Haftası münasebetiyle düzenlediği Uluslararası Mevlid-i Nebî Sempozyumu, ‘Doğumunun 1500. Yılında Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.v.)’ ana başlığıyla 25-27 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiştir. Sempozyuma Türkiye’nin yanı sıra Kuzey Makedonya, Suriye ve İngiltere’den ilim insanları katılmıştır. Bilim kurulunda Almanya, Azerbaycan, Kazakistan, Rusya ve Afganistan’dan akademisyenler de yer almıştır.
Kur’ân-ı Kerîm tilâvetiyle başlayan açılış oturumunda Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş bir hitapta bulunmuştur. Ardından Prof. Dr. Hikmet Yaman başkanlığında açılış paneli yapılmıştır. Panelde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, Suriye Başmüftüsü Üsâme er-Rifâî ve Cambridge Muslim College’dan Dr. Timothy Winter (Abdülhakim Murad) ana temayı farklı açılardan değerlendirmiştir.
İki ayrı salonda gerçekleştirilen sempozyumda on beş oturumda kırk beş tebliğ sunulmuştur. Tebliğlerde Hz. Peygamber’in şahsiyeti, sünneti ve örnekliği ele alınmıştır. Bu konular medeniyet, eğitim, aile, gençlik, merhamet, dezavantajlı gruplar, edebiyat, dijital kültür ve çağdaş insanlık meseleleri bağlamında müzakere edilmiştir.
Sunulan tebliğler ve yapılan müzakereler neticesinde varılan başlıca tespit ve kanaatler şunlardır:
- Hz. Peygamber’in (s.a.v.) gönderiliş gayesini ‘âlemlere rahmet’ olarak belirleyen âyet-i kerimesi (el-Enbiyâ 21/107), sempozyumun bütün oturumlarında ortak zemin olmuştur. Rahmetin Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) şahsî bir meziyetiyle sınırlı kalmadığı, tebliğ ettiği dinin bütününe sirayet etmiş bir ilke olduğu ifade edilmiştir. Bu ilke Mekke döneminde iman ve ahlâk esaslarının yerleştirilmesiyle somut bir karşılık bulmuştur. Medine döneminde ise bu esaslar üzerine kurulan toplum düzeniyle kurumsal bir hüviyet kazanmıştır. Böylece ortaya çıkan model, hukuk, ilim, ahlâk ve idare alanlarında sonraki asırlara yön vermiştir. Soy, mevki ve yakınlık farkı gözetmeyen nebevî adalet anlayışının Müslüman toplumlar için kalıcı bir ölçü teşkil ettiği belirtilmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) doğumunun 1500. yılının anma merasimleriyle sınırlı kalmayıp rahmet ve adalet ilkelerinin günümüzde yeniden hayata geçirilmesine vesile olması gerektiği kanaatine varılmıştır.
- Kur’ân-ı Kerim’in Hz. Peygamber’i (s.a.v.) ‘güzel örnek’ olarak takdim etmesi (el-Ahzâb 33/21), onun örnekliğine zaman ve mekânla sınırlı olmayan evrensel bir mahiyet kazandırmaktadır. Bu örnekliğin en belirgin tezahürlerinden biri eğitim anlayışında görülmüştür. Nebevî terbiyede ibadet ile ahlâkın ayrılmaz bir bütün oluşturduğu ifade edilmiştir. Modern dönemde dindarlığın şekle indirgenerek ahlâkî boyutundan kopması probleminin, bu bütünlük hatırlatılarak aşılabileceği dile getirilmiştir.
- Hz. Peygamber’in (s.a.v.) beşer, devlet başkanı ve ordu komutanı olarak hayatının farklı yönleri ele alınmıştır. Nübüvvet ile beşerîliğin onun şahsında birlikte bulunduğu gerçeğinin, sağlıklı bir Peygamber tasavvurunun temeli olduğu belirtilmiştir. Bu noktada bir taraftan Resûl-i Ekrem’i (s.a.v.) beşerî tecrübeden bütünüyle koparıp adeta insanüstü gören anlayışların, diğer taraftan sünneti tarihî bağlamına hapsederek evrensel bağlayıcılığını zayıflatan tarihselci okumaların aynı ölçüde problemli olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda çağdaş Peygamber tasavvurlarının hadis usulü ve siyer başta olmak üzere geleneksel İslâm ilimlerinin birikimi ışığında ele alınması gerektiği belirtilmiştir. Cuma hutbeleri başta olmak üzere din hizmetlerinde sunulan tasavvurun da bu ölçüler çerçevesinde değerlendirilmesi önerilmiştir.
- Merhametin ferdî bir duygu olmakla kalmayıp toplum düzenini kuran bir ilke olduğu ifade edilmiştir. Bu ilkenin İslâm medeniyetinde vakıflar, dârüşşifâlar ve imaretler aracılığıyla müesseseleştiği belirtilmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) engelli sahâbîleri toplum hayatının dışında bırakmadığı, onlara görev ve sorumluluk verdiği tespit edilmiştir. Kendisi de yetim olarak büyüyen Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) yetimlerin himayesine gösterdiği özenin, köklü bir sosyal sorumluluk geleneğine dönüştüğü ifade edilmiştir. Zorluk içinde olanlara tanınan dinî ruhsatların da dezavantajlı gruplara yönelik çağdaş düzenlemelere ilham verecek bir anlayış taşıdığı dile getirilmiştir.
- Hz. Peygamber’in (s.a.v.) eş ve baba olarak şefkatli, âdil ve ailesine hizmet etmekten çekinmeyen tutumu, aile kurumunun korunmasında temel ölçü olarak değerlendirilmiştir. Aile içi şiddetin nebevî uygulamada ve İslâm aile hukukunda hiçbir meşru dayanağı bulunmadığı ifade edilmiştir. Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) genç sahâbîlere güvenerek ve sorumluluk yükleyerek onların şahsiyetini inşa ettiği belirtilmiştir. Günümüz gençliğinin gelecek kaygısının ve anlam arayışının, sorumluluk bilinci ile tevekkülü dengeleyen nebevî rehberlik ışığında ele alınması gerektiği ifade edilmiştir.
- Türkistan ve Balkan coğrafyalarında Hz. Peygamber sevgisinin yerel dil, edebiyat ve gelenekler aracılığıyla nesilden nesile aktarıldığı tespit edilmiştir. Na’t ve gül-i Muhammedî imgesi etrafında gelişen edebî birikim de aynı işlevi görmüştür. Kuzey Makedonya örneği, bu geleneğin Osmanlı döneminden bugüne kesintisiz sürdüğünü göstermiştir. Batı’daki olumsuz Peygamber imajının kökleri Ortaçağ polemik literatürüne kadar izlenmiştir. Son yüzyılda Müslüman araştırmacıların çalışmalarıyla bu tasavvurun kısmen değiştiği görülmüştür.
- Myanmar, Doğu Türkistan ve Gazze’de yaşanan insanlık dramları Hz. Peygamber’in (s.a.v.) savaş ahlâkı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) kadın, çocuk ve yaşlıların öldürülmesini, müsleyi ve ahde vefasızlığı yasakladığı hatırlatılmıştır. Buna göre sivillerin hedef alınmasının, insanî yardımın engellenmesinin ve inanç hürriyetinin baskı altına alınmasının bu ahlâkla olduğu kadar insanlığın ortak vicdanıyla da bağdaşmadığı ifade edilmiştir. Vedâ Hutbesi’nde ilan edilen can, mal ve namus dokunulmazlığının, insan hakları ihlallerine karşı evrensel bir ölçü olduğu vurgulanmıştır. Tabiatı emanet olarak gören nebevî tasavvurun çevre krizine çözüm imkânı sunduğu dile getirilmiştir. İsrafı yasaklayıp paylaşmayı teşvik eden ilkelerin de iktisadî adaletsizliklerin giderilmesinde yol gösterici olduğu ifade edilmiştir.
- Sanal medyada Hz. Peygamber’e (s.a.v.) dair uydurma rivayetlerin ve kaynağı belirsiz sözlerin hızla yayıldığı tespit edilmiştir. Dijital oyunlar ile yapay zekâ uygulamalarının genç nesillerin değer dünyasını etkileyen yeni alanlar hâline geldiği belirtilmiştir. Yapay zekânın bilgiye erişimi kolaylaştıran bir araç olarak kullanılabileceği ifade edilmiştir. Ancak bu aracın sahih ile uydurmayı ayırt etme, rivayeti bağlamı içinde anlama ve hüküm çıkarma gibi ilmî melekelerin yerini tutamayacağı vurgulanmıştır.
Bu tespitler doğrultusunda aşağıdaki hususlar tavsiye edilmiştir:
- Siyer ve sünnet çalışmalarının eğitim bilimleri, psikoloji, hukuk ve iktisat gibi disiplinlerle iş birliği içinde sürdürülmesi ve bu alanda genç araştırmacıların teşvik edilmesi.
- Batı dillerinde sahih kaynaklara dayanan siyer çalışmalarının artırılması ve yurt dışındaki Müslüman akademisyenlerle ilmî iş birliğinin güçlendirilmesi.
- Dijital ortamda Hz. Peygamber’e (s.a.v.) dair güvenilir içerik üretilmesi ve bu alandaki yapay zekâ uygulamalarının ilmî denetime tâbi tutulması.
- Aile, gençlik ve eğitim alanlarındaki tespitlerin vaaz, hutbe ve dinî rehberlik faaliyetleri başta olmak üzere din hizmetlerine yansıtılması.
Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.”

